La Maitresse du Peintre
64 plays

     ”L’amant” kitabını okuduğumdan beri Marguerite Duras’ya içten içe büyük bir hayranlık beslerim. Eksiltili cümleri sayıklamaları andırır, duygularının en yoğun anlarında döker hislerini.

”Onunla buluşmayı düşünmüyor.

Yalnız kalmak istiyor şimdi.

Onu düşünmek, onu bilmek, sevmek için.”

     Klasik müzik sanatçıları Bach’a duydukları saygıyı göstermek için füg’ler bestelerler. Ben de tıpkı onlar gibi göstermek istedim Marguerite Duras’ya duyduğum derin saygıyı ve kırık dökük Fransızcamla bu satırları yazdım Chopin’in bir noktürnü eşliğinde.

     ”De temps en temps nous manquons des corps au lieu d’émotions, parce que nous tombons amoureux et nous ne besoin pas de penser à l’amour quand nous nous sentons.

    Nous parfois aimons trop fort, et c’est suffit. Alors nous ne voulons pas lui voir, parce que nous voulons plus penser à lui. Tout ce que nous voulons c’est de se sentir plus quand fumer à la fenêtre de la chambre dans la nuit qui avance avec la musique de Chopin.”

     (Zaman zaman duygulardan çok bedenleri özleriz, çünkü aşk hakkında düşünmeye ihtiyacımız yok onu hissederken.

     Bazen öyle güçlü duygularla severiz ki bize yeter. Sonra onu görmeyi istemeyiz, çünkü onu daha çok düşünmek isteriz. Tek istediğimiz daha çok hissetmektir, gecenin ilerleyen saatlerinde, pencerenin önünde Chopin’in müziğiyle sigara içerken.)

Ceylin Gur

Lettre d’Amour

Mon amour,

Je t’écris cette lettre avec ton saveur qui est encore dans ma bouche.

Tu me manques et cela m’entraine à la folie.

Reviens vite!

Tout ce que je veux c’est de me perdre dans tes yeux.

En amour on pardonne mais on n’oublie jamais.

C’est dans tes bras que je sens mon existence.

Quand tu me manques, j’essuie mes larmes et je pense a nous.

De fleurs, de baisers, des larmes…

Mes joues sont plus humide que les pluies.

Montmartre semble etre triste sans toi.

Chaque nuits j’essaie de m’endormir sans penser a toi mais mon coeur n’y peux rien. Je me reveille avec ton amour.

Je t’aime…

Ceylin Gur

"Hi-ro-shi-ma… C’est ton nom."
"C’est mon nom, oui. Ton nom à toi est Nevers. Ne-vers-en-Fran-ce."

"Hi-ro-shi-ma… C’est ton nom."

"C’est mon nom, oui. Ton nom à toi est Nevers. Ne-vers-en-Fran-ce."

Françoise Hardy - Le Temps de l’Amour

C’est le temps de l’amour, 

le temps des copains et de l’aventure.  

Quand le temps va et vient, 

on ne pense a rien malgre ses blessures. 

Car le temps de l’amour 

c’est long et c’est court, 

ca dure toujours, on s’en souvient.                                                                                                                                                                                        

     Fransızcayı böylesine sevmenin en güzel tarafı da chanson’ların tadına varmak… Bu şarkıyı yağmurun altında dinleyin, sigaranızın dumanına sarın, ama dinleyin. Unutun, hatırlayın ya da onunla yaşayın, sonra başa sarıp tekrar dinleyin.                                                                                                                                                                                                                           

Şimdi aşkın zamanı

arkadaşların ve maceranın zamanı 

Zaman gelip geçince 

yaralarına rağmen hiçbir şeyi düşünmeyiz

Çünkü aşkın zamanı 

uzundur ve kısadır 

hep devam eder,onu hatırlarız.

who are you really?
Anonymous

Honestly, I am just an ordinary woman. I am not Simone de Beauvoir, Sylvia Plath, Virginia Woolf or someone like them.

Pablo napıyor :)

Pablo iyi, teşekkür ederiz. :) Hayran postama o kadar şey yazılıp çiziliyor, Pablo’dan bahseden ilk kişisin. Hayatımdaki en güzel ayrıntıyı yakalamışsın. :)

Unutmadan, klasik müzik hastasıyımdır, enstrüman olarak da çello :)

Merhaba, klasik müzik tutkunu olduğumu belirtmeme gerek yok sanırım, enstrüman olarak da çello ve piyano. Öyle ki Chopin ve Schubert’in eserlerini delilik derecesinde dinlerim.

Miko Siesta Cafe

image

     İzmir’in kalbi kabul edilen Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde, Can Yücel Sokak’a girdiğinizde sokağın sonunda Miko Siesta Cafe’yi bulursunuz. Adını bir deniz kuşundan alan Miko, denizcilik temalı otantik dekorlarıyla Ege’yi yaşatır. Miko’nun sahibi Cenap Türksavaş, denizcilik yaptığı senelerde yaşadığı tekneyi buraya taşımış eşsiz koleksiyonuyla.


     Miko, İzmirli dostlar tarafından bir vefa örneği olarak da bilinir. Bu vefa örneğinin hikâyesine gelecek olursak Can Yücel’i hatırlarız. Üstad zamanında buraya o kadar sık gelirmiş ki burada hatıralarını biriktirmiş. Miko da “Can” babayı yaşatmak adına Cenap Türksavaş’ın uğraşlarıyla bulunduğu sokağa “Can Yücel Sokak” adını vermiş. Miko’nun karşısında büstü bulunan Can Yücel, Miko’nun içinde ise üzerinde adının yazılı olduğu masasıyla yaşatılır. “Can” babayı anmak için çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapan Miko, sanatçı dostlarını da ağırlar.


     Sanatçılar, gazeteciler ve siyasetçilerin de müdavimleri arasında yer aldığı Miko, Can Yücel’den Zuhal Olcay’a, Hıncal Uluç’tan Haşmet Babaoğlu’na, Fazıl Say’dan Gürer Aykal’a, Muazzez İlmiye Çığ’dan Adalet Ağaoğlu’na, Rutkay Aziz’den İlhan Selçuk’a kadar birçok değerli insanın adını masalarında taşır. Mekânın bu yönü, vefanın yanında bu gemi kisvesi altındaki cafenin nasıl kültür elçiliği yaptığını gösterir.


     Miko, Ege kültürünü yaşatmak adına fast food’la savaşıp Ege mutfağının otlarını, peynirlerini, balıklarını ve üzümlerini masamıza getirir. Daha da güzeli Miko, hiçbir şekilde dondurulmuş gıda bulundurmaz, leziz yemeklerini en taze haliyle servis eder.


     Miko denilince akla gelen başka bir konu ise nefis şarapları ve bu şarapların testide sunumudur. Ev yapımı şarapları, Pamukkale’de özel olarak üretilir. İçerken Ege üzümlerinin tadına vardığınız bu nefis şarapları Miko’dan başka bir yerde bulamazsınız.


     Girişinde bir piyanoya yer açan Miko’da iyi yemeklere iyi müzikler eşlik eder. Bazı geceler Ege havasını yansıtan Yunan müzikleri bizi şenlendirirken kimi zamanlar ise Latin ezgileriyle eğlenir ya da caz müziğin keyfini çıkarırız. Dönemden döneme değişen canlı müzik konseptinde trio ya da quartet’ler eşliğinde gecenin tadına varırız.


     İyi müzikler eşliğinde iyi yemekler, keyifli sohbetler ve gerçek bir cafe kültürünü tanımak için mutlaka Miko’ya uğramak gerekir. Gittiğiniz zaman “Kaptan” adını taşıyan, içinizde görür görmez sarılma isteği uyandıran, dünyalar tatlısı bir labrador sizi karşılayacak. Anlatılacak daha çok şey var, ama ben sözü uzatmadan sizleri bu keyifli mekâna davet etmek istiyorum. Miko Siesta Cafe, dostlarını Can Yücel Sokak’ta bekliyor.

                                                                                                                              Ceylin Gür

image

Lettre d’Amour ❤️ Fransızca aşk mektubu yazmak bir zevkti. 🇫🇷 #love #letter #lettre #amour #literature #aşk #romantic #pearl #pink #pearls #quote #writing #quotes #work #passion #sweet #nice #surprise #lamant #french #français

Lettre d’Amour ❤️ Fransızca aşk mektubu yazmak bir zevkti. 🇫🇷 #love #letter #lettre #amour #literature #aşk #romantic #pearl #pink #pearls #quote #writing #quotes #work #passion #sweet #nice #surprise #lamant #french #français

221 plays

     Valse op. 69, n ° 2 a été composée par Frédéric Chopin pour piano solo de l’année 1829. Le compositeur espère que ce travail serait brûlé avant de mourir, parce que le travail doit avoir été mal agréable au jeune compositeur. Malgré cela, il est devenu l’un de ses maintes fois effectué, bien que relativement peu importantes, des compositions. Je n’ai jamais réussi à jouer du piano, mais je me sens profondément cette pièce. La pièce me semble profondément mélancolique, aussi il me rappelle un film français de 1992, L’Amant. Je me souviens de la scène de la cabine du navire que la jeune fille pleurait alors que les morceaux de Chopin jouaient la nuit. J’ai lu ces beaux passages tout en écoutant Chopin avec un verre de vin et une cigarette, et je pouvais sentir sa douleur, même simplement en écoutant. Alors qu’elle s’était perdu dans une affaire, j’avais regardé en arrière sur les jours que j’étais blessé, et je pleure avec Jane March.

"Un soir…

durant la traversée

de l’Ocean Indien…

dans la cabine principale,

sur le grand pont…

une valse de Chopin…

se répandait soudainement.

Il n’y avait pas un souffle

du vent…

et ce soir-là…

la musique se répandait

sur tout le paquebot…

comme une ordonnance

venant du ciel…

de provenance inconnue…

comme un ordre de Dieu…”

La Maîtresse du Peintre